| Mavi bayraklı tertemiz denizi, iyi düzenlenmiş uzun kumsalları, sıcak günlerde serin seçenekler sunan mağaralarıyla Alanya yeni mevsime hazır...
 |
Turizm denince ilk akla gelen yerleşimlerden olan Alanya, ülkemizde turizm hareketlerinin başladığı yıllardan, bugüne kadar turizmin gözdesi olmayı başarmış. “Türk toprağı olan Anadolu şehirlerinin birincisi Alaya beldesine geldik. Bu iklim dünya iklimlerinin en güzelidir. Ahalisinin yüzleri pek güzel ve elbiseleri temiz ve yemekleri nefistir. Beldenin üst tarafında acayip ve meni bir kalesi vardır ki, Sultanı Muazzam Alaattin Rumi’nin eseridir.” 1332 yılında Alanya’ya gelen Tancalı seyyah İbni Batuta, şehir hakkında bunları yazar seyahatnamesine. Aradan geçen yaklaşık 700 yıla rağmen, İbni Batuta’nın Alanya hakkında yazdığı şeyler pek değişmemiş. Alanya’nın denizi ve güneşi hala güzel, yemekleri hala lezzetli, insanları hala misafirperver. Alanya’nın bilinen en eski adı Korakesion’dur. Bu isme ilk kez Strabon’un “Coğrafya” kitabında rastlanır. Tarih boyunca çeşitli adlarla anılan Alanya 1221’de Selçuklular’ın eline geçer. Şehri alan Sultan Alaattin Keykubad’ın adından dolayı şehre Alaniyye adı verilir. Geçmişte, Selçuklu İmparatorluğu’na kışlık başkent olacak kadar önemli olan Alanya, günümüzde de bu önemini özellikle turizm alanında koruyor. Turizm sektöründeki emsalleri kadar gündemde değilmiş gibi görünse de, özellikle alt yapı anlamında birçoğunu çoktan geride bırakmış.

UZUN KUMSALLAR
Mavi bayraklı tertemiz denizi ve iyi düzenlenmiş uzun kumsalları, Alanya’nın her yerinde insanlara yüzebilme olanağı veriyor. Özellikle, Damlataş Plajı altın kumsalı ve pırıl pırıl deniziyle Alanya’nın en ünlü plajı. İncekum ve Ulaş plajları ise Alanya’daki diğer önemli plajlar. Gündüz denizin sakinliği, akşamüstleri ise Akdeniz’in ılık rüzgarı insana huzur veriyor. Gün içinde denize girmek dışında Alanya ve çevresinde birçok seçenek var. Sıcaklığın en yüksek olduğu saatlerde bile serin ortamlar sunan Damlataş ve Dim Mağaraları bu seçeneklerden bazıları.
MAĞARALAR VE DİM ÇAYI
Alanya’nın merkezindeki Damlataş Mağarası, 1948 yılında tesadüfen bulunmuş. Mağara, astım hastalarına doktorlar tarafından tavsiye ediliyor. Sarkıt ve dikitleriyle son derece etkileyici görünen mağara, 22-23 derecelik değişmeyen bir ısıya sahip. 14 metre genişliğe ve 15 metre yüksekliğe sahip ana galerinin yanında küçük bir galeri bulunuyor. Mağara tedavi amacıyla kullanıldığı için, turistlerin yanında doktor tavsiyesiyle gelenlere de rastlanıyor.
Alanya’ya 11 kilometre mesafedeki Dim Mağarası, 50 ve 350 metrelik iki ayrı galeriye sahip. Genişliği 10-15 metre arasında değişen mağaranın yürüyüş platformu ve aydınlatması son derece iyi tasarlanmış. Deniz seviyesinden 230 metre yükseklikte bulunan mağaranın girişine çıkarken görünen manzara bile burayı ziyaret etmek için yeterli. Mağaranın üçüncü bölümün de bulunan donmuş şelaleye benzeyen oluşumlar ve son bölüm de yer alan göl görülmeye değer. Mağaranın bulunduğu yamacın altındaki vadiden akan Dim Çayı, Toroslar’dan doğup 60 kilometre boyunca yol aldıktan sonra, Alanya yakınlarında Akdeniz’le buluşuyor. Yeşillikler arasındaki derin bir vadi de akan Dim Çayı, kıyısındaki alabalık lokantalarıyla ünlü. Bölgeye ziyaretinizi bir öğlen vaktine denk düşürürseniz, Dim Çayı üzerine yapılmış tahta iskelelerde nefis alabalıkların tadına bakabilir, serinlemek için Dim Çayı’nın buz gibi sularında yüzebilirsiniz. Ayrıca, burada rafting yapma olanağınız da var.
ALANYA’NIN TACI
Alanya Kalesi ve Kızıl Kule kentin diğer önemli mekanları. Helen döneminde inşa edildiği sanılan Alanya Kalesi, yüzyıllar boyunca farklı uygarlıklar tarafından kullanılmış ve değişikliğe uğratılmış. Ancak kaleye bugünkü şeklini Selçuklular vermiş. Kenti ikiye bölen tepenin üzerindeki kale 6,5 kilometre uzunluğunda surlarla çevrili. Kale aşağıdan bakıldığında kentin tacı gibi duruyor. Ancak asıl keyifli olan kaleden Alanya’ya bakmak. Özellikle gün batımlarında manzaranın tadına doyulmuyor. Akşam saatlerinde kale yerli ve yabancı ziyaretçilerin akınına uğruyor. Kalenin içinde bulunan Bizans Kilisesi, su sarnıçları ve burçlarını görebilir, “Adam Atacağı Kulesi”nden denize taş atabilirsiniz. Alanya’nın sembol yapısı sayılan Kızıl Kule ise Selçuklular tarafından inşa edilmiş. Beş katlı bu anıtsal kulenin yüksekliği 33 metre. 1226 yılında inşa edilen kule, limanı kontrol altında tutmak için yapılmış. Yapımında kullanılan kırmızı tuğlalar nedeniyle kuleye bu ad verilmiş. Sekizgen şeklindeki kuleye giriş ücretli. Giriş katı, ışık efektlerinin renklendirdiği sergi salonu olarak kullanılıyor. Kule de Osmanlı dönemine ait bazı giysileri ve geleneksel el sanatlarında kullanılmış tezgahları görebilirsiniz. Giriş katının içinden devam eden merdivenlerle kulenin terasına çıkılıyor. Terastan Alanya limanı ve kale manzarası muhteşem görünüyor. Kızıl Kule’nin yanıbaşında, deniz kıyısında bulunan tersane yapısı, Selçuklu Sultanı Keykubad tarafından inşa ettirilmiş. Tersane, Kızıl Kule’den iki yıl sonra yapılmış. Ülkemizde Selçuklular’dan kalan tek tersane olma özelliği taşıyan yapı, beş ayrı bölümden oluşuyor. Her biri yedi metre genişliğe, 43 metre derinliğe sahip söz konusu bölümler gemilerin inşası için kullanılmış. Ayrıca tersaneyi korumak için inşa edilmiş iki katlı kule de hala ayakta.
MÜTEVAZI MÜZE
Akdeniz Bölgesi’nde yapılan arkeolojik kazılar sonucu elde edilen pek çok eser, Antalya Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor. Bu nedenle Alanya Arkeoloji Müzesi son derece mütevazi. Ancak müze de sergilenen bronz Herakles heykeli görülmeye değer. Heykelin mükemmel işçiliği, müzenin aksine hiç de mütevazi değil. Sadece bu heykeli görmek için bile müzeye gitmeye değer. Müze de ayrıca, Alanya ve çevresinde ortaya çıkarılan Helen, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait buluntular sergileniyor.
TEKNE TURLARI
Kızıl Kule, Alanya Kalesi ve kentin tamamını denizden izlemenin keyfini yaşamak, ayrıca sadece denizden ulaşılabilen mağaraları görebilmek için en uygun seçenek tekne turları. Her sabah saat 10:00-11:00 arası limandan kalkan tekne turlarına, akşamdan kayıt yaptırmakta fayda var. Tekneler ilk olarak Korsanlar Mağarası’na uğruyorlar. Tekneler mağaranın içine kadar girebiliyorlar. İkinci durak ise Aşıklar Mağarası. Adını sularındaki yansımadan alan Fosforlu Mağara ise günün üçüncü durağı. Burada verilen yüzme molasının ardından, Damlataş Plajı’na uğrayan tekneler, saat 18:00 civarı Alanya Limanı’na dönüyorlar. Akdeniz’de hava sıcaklığının henüz bunaltıcı seviyelere ulaşmadığı mayıs ayı, Alanya’nın keyfini çıkarmak için ideal zaman. |